Yasin Koç'un Kişisel Günlüğüdür..

 

Bu yazım birilerinin sinirini bozacak belki, veya güldürecek veya düşündürecek, bilemiyorum ama yazmam lazım. İçine at at nereye kadar..

Devamlı Türkiye Ekonomisi dünyanın 17. si bilmem nesi vs zırvalar dönüyor etrafımızda malum. Hükümetin çoluk çocuk kandırmaya çalıştığını düşünüyorum artık. Yani iyi bir yalan. Yanlışımız varsa da bi zahmet birileri düzeltsin artık..

Ülkenin genelinde ya gerçek bir durgunluk ya da ciddi bir tasfiye var. Küçük şirketler patır patır batıp gidiyor, büyüklere bişey olduğu da yok. Küçük dediğime bakmayın, en düşüğünün yılda 3-5 milyon cirosu olanlardan bahsediyorum. Son 1 sene içersinde sektörümüzde en az 7-8 batak gördük mesela, bunların bazısının bize zararı da dokundu. Biri hatta yakın arkadaşımız, bir gecede çekti gitti çeki patlayınca. Alacağımız elimizde patladı tabi. Neyse.. Bugün biri daha gitti. Piyasaya bıraktığı zarar 10 trilyon, ilk konuşulan bu, genelde zarar ilk konuşulanın 2 katı civarlarına çıktığı için 10-20 trilyonun arasında piyasada bir zarar söz konusu. Bu da bahsettiğim yıllık 5-10 milyon cirosu olan firmalardan bir kaçının daha kısa zamanda batacağı müjdesini doğuruyor ne yazıkki. Temel, düz mantık. Gerçek bu.
Şimdi diyeceksiniz ki sektör ne? Söyliyim. İnşaata en yakın sektör (Bu ülkede inşaat durursa ülke durur, bunu herkes bilir, düşünün artık), mekanik malzemeler, tesisat malzemeleri, mühendislik, ısıtma soğutma vs sektörlerden bahsediyorum. İnşaatın hemen yan alanıdır bunlar. Sadece 1 senede doğalgaz sektöründe İzmir'de batan firma sayısı 50-100 arası hatta daha fazla olduğu söyleniyor. Bahsettiğim sektörlerden orta çaplı firmalardan ise 15-20 civarı. Ve sadece "İzmir". Ülkenin geneline bakarsanız, dudaklarınız uçuklayabilir, bakmayın :)
Kdv'ler, Ötv'ler, Gümrük Vergileri, Stopaj vergileri, Gelir vergileri, zart vergileri zurt vergileri.. Bu böyle say say bitmez. Yıl sonu oturun bakın gözlerinize inanamazsınız. Daha doğrusu özellikle mart civarı. Ben size şöyle açıklıyayım: Toptancısınız, yılda 5 milyon ciro yaptınız, %10 ile çalıştınız, 500bin karınız var, gideriniz 300 bin(şirket, eleman, araç vs giderler), kaldı size 200 bin. Vergileri bir topladınız gördünüz ki, elinizde kaldı taş çatlasın en fazla 75000(dedim ya bütün o zart zurt vergiler). Sonra puştun biri kaçtı gitti, bi miktar taktı giderken. Gördünüz ki bedavaya çalışmışsınız hatta zarardasınız.. :) Hiçbir güvence yokki! Adam yazmış 20bin tl lik çek, çekin teminatı bin tl. Gülermisin ağlarmısın?.

Ha bunlar olurken uçurum da devamlı büyüyor ama. Hani şu büyük balıklar. Ne hikmetse hiçbirinin gerilediği yok. Yatırım üstüne yatırım, büyüme üstüne büyüme. Bankalar da hakeza..
Bana öyle geliyor ki, esnafın yok edildiği gibi, bu orta sınıfı da yok etmek istiyorlar. Nedense bana insanları fabrika işçisi statüsüne sokmak isteniyor gibi geliyo devamlı. Büyük firmalar iyice büyüsün, herşeyi yutsun, insanlar onların himayesine girsin, biz de sadece büyük balıkları kontrol edelim gibi. Maksat kontrol alanını daraltıp rahatlamak. Düşünsenize, 100000 firmayı denetlemek var, 1000 firmayı denetlemek var. Vergi kaçakçılığını önlemek için küstahça, zalimce yapılan birşey kısaca, tabi gerçek böyleyse..

Ve artık Kdv hariç, diğer hiçbirşeyin 1 kuruşunu dahi helal etmiyorum. Kimin boğazında kalırsa kalsın.
Allah'ından korkan, vatanını seven, namuslu ve adam gibi dürüst, bu işlere açıklık getirebilecek birileri varsa da buyursun açıklasın bakalım anlayalım, biz harbiden çoluk çocukmuyuz...

Tek kelimeyle yazık..

Biliyorsunuz hayatımızın artık çok büyük bir kısmı internete kaymış durumda. Banka işlemlerimizi, alışverişlerimizi, kısaca hayatın her alanında nerdeyse bütün işlemlerimizi internet yoluyla hallediyoruz artık. Bu durum yanında bazı yükleri de getiriyor. Yararları olduğu gibi zararları da oluyor ne yazıkki.
Korumak için şifrelerimizi güçlendiriyoruz, bilgisayarlarımızı güçlendiriyoruz. Antivirüs paketleri satın alıyoruz vs. 
Ama iş biraz değişmeye başladı.

Önce Stuxnet, sonra duqu. Şimdi de Flame. İnternet dünyası siber savaşa doğru sürükleniyor artık. Devletler demiyorum, çünkü bu durumlardan kullanıcılar da etkileniyor. Casusluk amacı dışında olsa dahi, bulaştığı her bilgisayardan veri toplama potansiyeli olan bir yazılım şaheserleri söz konusu. Şöyle söyliyim, yapılan buluşların %90'ı aslında başka bir buluş yaparken meydana gelmiştir, yani şansa olmuştur. Doğal olarak, amacı olmasa dahi, sizden toplayacağı verilerle de çok farklı işlevler gerçekleştirilebilir. Farklı bir grup kurulup, hesaplarınız takip edilebilir. Farklı bir ton potansiyel oluşturulabilir. Neyse.. 
Kısaca, bundan 10 yıl sonra neyin ne olacağı belli değil. Bana kalırsa internet tamamen zararlı hale gelecek gibi duruyor. 
İşin ilginç tarafı bu soru: Bu savaşı kim başlatıyor?
Bu sorunun cevabının türlü varyasyonları mevcut. Komplo teorisi ararsanız, hayatın aslında kendisi komplodur zaten :)

Hiç işin bu tarafı dikkatinizi çekti mi bilmem. Bundan 10 yıl sonra, siber savaşlar hızını alınca, parayı kim kazanacak? Tabii ki güvenlik şirketleri (antivirüs, firewall).
Savaşları başlatan silah tüccarları olduğuna göre, siber savaşları başlatan kim? Güvenlik şirketleri mi, yoksa iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi?..

Diğer yandan, kapalı kaynak kodlu bir yazılımın açıklarını en iyi kim bilebilir?. Tabii ki onu kodlayan, yapan kişi veya kişiler. Stuxnet, Duqu ve Flame ve çıkacak diğer yazılımların en büyük amacı casusluk olduğuna göre, casusluğun temel görevi açık bulmak ve girmektir. Öyleyse; gerçekten iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi? Yoksa dünyanın en çok kullanılan işletim sistemini yapan Microsoft mu?
Sahi Windows'u Microsoft'tan daha iyi bilebilirmisiniz?.

Yine diğer yandan, ABD Hükümetinin yürürlüğe koyduğu gizli bir karar olabilir mi? Şayet mümkünse, Microsoft hükümet için bilerek çok gizli arka kapılar bırakmış olabilir mi?.

Komplo üstüne komplo. Daha bitmedi.. :)

İyi de herkes windows kullanmıyor ki! Linux da var, Mac (Osx ve türevleri) de var diyeceksiniz.
O zaman hepsinin bağı olan Unix ile mi alakalı bu iş?. :)

Emin olun son şık ağır basıyor. Duqu incelendikten sonra antivirüs firmalarının yayınladığı araştırma raporlarına göre, Duqu OO C ile yazılmıştı. Yani mimari olarak iş en temellere inmiş durumda. Sandığınız gibi C++, Python veya başka bir dil ile değil, C ile yazılıyor ve eski süper programcılar tarafından yazıldığı varsayılıyor. OO C yi araştırırsanız farklı sistemler için ayrı derlemelere gerek kalmamasını sağlıyor diyebilirim kısaca. Yani işi temelinde makine diline yakın düzeyde bitiriyor. O zaman son ihtimal olan Unix'e dönüyor iş.
Bunu yapabilecek kaç kişi var derseniz; gerçekten çok az kişidir  ve onları ekip olarak toplamayı başarmışlar. Asıl bunları kim finanse ediyor sorusu çok önemli.  ve karşı adımlar ne zaman, kimden gelecek... Bekleyip görücez..

Komplo üstüne komplo :)

Yasin Koç.

Merhabalar,
Bu yazı sanırım baya reklam olacak ama yine de yazmam lazım. Hani yiğidi öldür ama hakkını yeme derler ya. Hak, haktır.

Uzun zamandır yabancı dizilere aşina, hatta hastası biri olarak bir türlü adam gibi dizi sitesi bulamadığım için dertliydim. Uzun uzun düşünürdüm, şu şöyle olsa, burası böyle olsa.. Yapsak böyle bi proje be! Elimin altında Ysp'de duruyor işte, çekirdeğe biraz json desteği, şaha kaldırırdı projeyi vs vs. diye söylenir dururdum ama çok emek isteyen bişey olduğu için hiç de gaza gelemedim. Kısa bi süre önce de sonunda birilerinin yaptığını gördüm.

Dizimag. Bulduğumdan beri inceliyorum da inceliyorum yani. Olması gerektiğini düşündüğüm herşey mevcut. Kusursuz, profesyonel, sert reklam politikaları ile birlikte sert yorum politikalarıyla kendini elitleştiren çok sağlam bir portal desem az olmaz. Gerçek HD yayını, ücretli ve doğru orantıda oldukça kaliteli alt yazı çevirileri de işin artısı. Sizi bilmem ama ben o kadar dizi sitesi gördüm, o kadar dizi izledim ama hepsinde HD yazmasına rağmen hiçbiri HD değildi. Dizimag'da HD ibaresi bulunan dizileri izlerken farkı anlayacağınızı garanti edebilirim..

Üye profilinden, arka plan özelleştirmesine; dizi yeni bölüm bildirilerinden, komple kategori bildirimine; Yapay Zeka robotu gibi aktivitelerle izlediğiniz film konularına göre dizi tavsiyelerine (gayet başarılı); dizi bölümleri arasında ilerleme, sezon atlama, part atlatma seçeneklerine; çeviri takip bilgilerinden, dizi rating bilgilerine; fragmanlarından, dizi yayın takvimlerine; dizi özel sayfalarından, dizi istatistik bilgilerine; bölüm içerisinde bölüm şarkıları bilgileri, kalite ayarlama özelliklerine; ve Sosyal ağlarda paylaşma olanaklarına kadar isteyebileceğiniz herşeyi akıl edip, yapmış, başarmış, elinizin altına sunmuş bir portal.
Kod tarafından inceleme fırsatım olmadı tabii ki ama orjinal bir proje olduğu da oldukça belli. (Umarım hazır bir script falan değildir, büyük bir hüsran olur benim için)
He, Facebook tarzı Bildirimler'ini de unutmamak gerek!

Neyse şiddetle tavsiyemdir dizikolikler için diyip yazımı burada noktalıyorum.

Sitenin yapımcılarından birileri bu yazıyı okursa eğer, projenin arka planı için beni aydınlatırsa memnun olurum. Oldukça merak ettim çünkü :)

Not: Projeyle uzaktan yakından alakam yoktur.

Kalemin ucundaki bir damla mürekkepteydi tek hakkım. Elimi çekmeden tek kelime.

Bilemedim nasıl yapsam. Ne yazsam ki tek kelimede anlatsın, döksün içimi, tüm kelimeleri. Bir araya getirse hepsini.
Çok uzak diyarlara götürse birden, hislerimi, hiçliğimi.. Tercüman olsa dilime, en yalın haliyle kalbimdekini.
Elimi çekmesem, birden fazla kelime döksem, anlatabilirmiyim derdimi?.
El yazım da kötüdür biraz ama. Gönül bir olunca anlar mı acaba hislerimi?
 
Hani diyorum, yeni bir kalem olsa, döksem içimi, anlatsam herşeyi. Yine de yetermi anlatmaya sana olan bu delice hasretimi?
Ağlasam, gözyaşlarım ıslatsa o kahrolası kağıtları, dağıtsa yazdığım o tüm kelimeleri de.. sevgimin üstüne bir yağmur damlası gibi inse diyeceğim ama..
Değerini anlatmaya ne kelimeler, ne kalemler cesaret etti de.. hiçbiri sonunu getiremedi.
 
İmkansız kadar uzağımdasın işte, kalemleri bitirsem, kağıtlar birlikte ağlasa benle, nafile.
İmkansız kadar uzağımdasın işte...

Not: Ara ara yazdığım buna benzer yazıları yayınlıyacağım. E blog'un anlamı burda değil mi ki zaten..

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Tüm islam aleminin Ramazan Bayramını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
Bayramınız mübarek olsun.

Yasin Koç

Merhabalar,

Gündemde son zamanlarda sıkça çıkan ilginç şeyler görüyorum ordu ile ilgili. Malumunuz konu profesyonel ordu. Gerçekleri bilmeyen insan sayısı o kadar fazla ki, bunları yazma gereği duydum artık. Anlamadığım şeyleri bi açıklıyayım dedim.
Yazıda bi kusurum olduysa şimdiden affola..

Anlamadığım şu: Piyadelerde Komando Özel Harekat, Jandarmada Jandarma Özel Harekat, Poliste de Polis Özel Harekat'ın yıllardır var olmasına rağmen (KÖH-bikaç yıllık-diğerlerine oranla yeni) neden yeni kuruluyormuş gibi haber yapılıyor?!. 

PÖH'lerin zaten sayısının 5000'i bulduğunu, operasyonlarda zaten görev aldıklarını biliyormuydunuz? Kontenjanın üzerinde yaklaşık 2000 kişi daha ekleyip, sanki yeni kuruluyormuş gibi lanse edilmesi çok garip. PÖH'ler ilk kuruldukları zamanlarda çok başarılı olmuş olup, ileriki zamanlarda PKK zayıfladıktan sonra amacından sapmaya başlamış, lakaytlıklar oluşmuş, bu yüzden en az yarı görevden fesh edilmiş, görevlerinin çoğu komandolara veya JÖH'lere devredilmiştir. Yani şuan yeniden PÖH'leri olayın içine çekmek, yeni bir strateji değil; tam aksine başarısız olunan bir deneyin yeniden yapılmasıdır. Millet olarak hataları tekrarlamak genimizde var sanırım...

JÖH'lerin 93'te kurulduğunu, ilk özel harekat birimi olduğunu, doğuda çok değerli olduğunu, en tehlikeli görevlere kendilerinin gittiğini biliyormuydunuz? Fakat KÖH'lerden sonra onların da sayıları düşürülmeye başlanmıştır. 2010 yılında yeni asker alımını durdurmuşlardı yanlış hatırlamıyorsam.

Bikaç yıl önce K.K.K'na bağlı KÖH'lerin oluşturulduğunu, önce Hakkari Şırnak ve Tunceli'de kullanılmaya başlandığını, 2010 yılında tüm Tunceli'de karakol destek ve diğer operasyonları üstlendiğini.. Ama şimdi daha yeni kuruluyormuş gibi yeniden lanse edildiğini biliyormuydunuz? Aynı Pöh'lerdeki gibi kontenjanlarına bikaç bin kişinin daha eklendiğini, sonuç olarak zaten uzm. erb. lardan oluşan kadrosunun yine aynı olduğunu biliyormuydunuz?

Son olarak; Bordo Berelilerin doğuda artık nerdeyse hiçbir görev almadıklarını, en tehlikeli işlere her zaman JÖH'lerin gönderildiğini biliyormuydunuz?

Haberleri izleyip, bilmeden, yeniden gaza gelmeyin.

Çatışma haberlerine dikkat ederseniz; örgütün çoğu zaman normal askerlere saldırdığını, bu profesyonellere fazla bulaşmadığını açıkça görürsünüz.

Nereden mi biliyorum? Tunceli'de çok kere yollarımızın kesişmişliği var, Köh'lerle bikaç ay beraber görev almışlığımız da var.

Birim içerikleri:
Jöh'te de Köh'te de blk. veya tk. k. görevini subay (kd. üstğm. - yzb - bnb), tim k. görevini subay (tğm - üstğm), tim k. yardımcı görevini astsblar üstlenir. Tim içeriği de uzm. çvş ve erb. lardan oluşur. Pöh'lerde durum zaten farklı.

Şu profesyonel ordu haberlerini her izlediğimde gülüyorum, zaten varolan şeyleri yeniden önümüze sunuyorlar ve gerçekleri bilmeyen insan sayısı milyonlar. Garip. Komik.

Bilmeyenlere, orada zor şartlarda askerlik yapmış bi j.komandodan not olsun istedim.

Saygılarımla,
Yasin Koç.


 

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı:
Şifre:

Bağlantılar

Since 2006. Powered By ysn © Rss